Kartal’da akşamlar erken kararırdı. Sahil yolunda ışıklar yandığında şehir bir anlığına daha yumuşak görünürdü ama arka sokaklarda hayat aynı sertliğiyle devam ederdi. Deniz kokusu, egzoz dumanına karışır, rüzgâr www.anadoluescortlari.com eski binaların arasında uğuldardı. Esra bu rüzgârı iyi tanırdı. Yirmi dört yaşındaydı ve Kartal’ın bu karmaşık yüzü, onun günlük gerçeğiydi. Esra, metroya uzak, eski bir apartmanın bodrum katında yaşıyordu. Penceresi sokağın ayak hizasındaydı; geçen insanların ayakkabılarını görürdü. Bu manzara ona tuhaf bir güven verirdi. Hayatın aktığını, kendisinin tamamen durmadığını hatırlatırdı. Eve her geldiğinde çantasını bir köşeye bırakır, ayakkabılarını çıkarır ve bir süre sessizce otururdu. Sessizlik, günün en dürüst anıydı. www.anadoluescortlari.com Kartal’a gelişinin ardında büyük bir hayal yoktu. Sadece kaçmak istemişti. Ailesiyle yaşadığı sorunlar, bitmeyen tartışmalar ve parasızlık onu bu şehre itmişti. Önce bir çağrı merkezinde çalıştı, sonra bir kafede. Saatler uzundu, maaş yetersizdi. “Bir süre idare ederim” dediği her şey, zamanla kalıcı hâle geldi. Aldığı kararlar onu hiç hayal etmediği bir noktaya taşıdı. www.anadoluescortlari.com Esra yaptığı işi kimseye anlatmazdı. Zaten anlatacak bir dili kalmamıştı. İnsanların bakışları çoğu zaman sözlerden daha ağır gelirdi. Bazıları onu yok sayar, bazılarıysa sadece tek bir an olarak görürdü. Oysa Esra’nın içinde biriken düşünceler, bir geceden çok daha uzundu. Yorgunluğu bedensel değil, daha çok ruhsaldı. www.anadoluescortlari.com Gündüzleri uyumaya çalışırdı ama Kartal’ın gürültüsü buna izin vermezdi. Sokaktan geçen satıcıların sesleri, korna sesleri, apartmandaki ayak sesleri… Hepsi zihninin içine dolardı. Aynanın karşısına geçtiğinde bazen yüzüne bakamazdı. Bazen de uzun uzun bakar, “Hâlâ buradayım” diye fısıldardı. Bu cümle, kendine verdiği sessiz bir sözdü. Esra’nın tek düzenli alışkanlığı yürümekti. Sabah erken saatlerde Kartal sahiline inerdi. Balıkçıların ağ toplamasını izler, denizin gri yüzüne bakardı. O anlarda kimse ona soru sormazdı, kimse bir şey beklemezdi. Çantasından küçük bir kulaklık çıkarır, eski şarkılar dinlerdi. Şarkılar, ona daha hafif hissettiği zamanları hatırlatırdı. Bir gün sahilde yürürken belediyenin açtığı bir kurs afişi gördü: “Aşçılık Eğitimi.” Afişin önünde durdu, uzun süre baktı. Çocukken mutfakta vakit geçirmeyi sevdiğini hatırladı. O an, içinde küçük bir sızı hissetti. Geçmişin tamamen kaybolmadığını fark etti.