Tuzla’nın sabahları her zaman gri başlardı. Deniz sakin görünse bile, kıyıya vuran dalgalar insanın içine işleyen bir yorgunluk taşırdı. Nisan, bu griliğin içinde uyanmaya alışmıştı. Yirmi dört yaşındaydı ve hayatı, çoğu insanın cesaret edemeyeceği kadar erken sertleşmişti. Tersanelere yakın, eski bir apartmanın giriş katında yaşıyordu. Penceresinin önünden geçen ayak sesleri, ona her gün hatırlatırdı: Hayat durmuyor, beklemiyor. www.anadoluescortlari.com Nisan’ın çocukluğu küçük bir Anadolu kasabasında geçmişti. Okumayı seviyordu, özellikle edebiyat defterleri hâlâ aklındaydı. Ama babasının hastalığı, evdeki borçlar ve sessizce artan sorumluluklar onun yolunu erkenden değiştirmişti. İstanbul’a gelişinde büyük hayaller yoktu; sadece çalışmak, ayakta durmak ve ailesine yük olmamak www.anadoluescortlari.com istiyordu. Tuzla’yı seçmesi tesadüf değildi. Kiralar nispeten düşüktü ve kimse kimsenin geçmişini kurcalamazdı. Başlarda bir depoda paketleme işi buldu. Ellerine batan kartonlar, beline giren ağrılar… Yine de şikâyet etmezdi. Ta ki iş kazası geçirip sigortasız olduğu için kapının önüne konana kadar. O gün, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini derinden anladı. İşsizlik, biriken faturalar ve yalnızlık, onu istemediği kararların eşiğine getirdi. www.anadoluescortlari.com Nisan bu hayata adım attığında kendini ikiye bölünmüş gibi hissetti. Gündüzleri sıradan bir genç kadın, geceleri ise kimliğini saklamak zorunda kalan biri… En zor olan para kazanmak değildi; en zor olan, insanların bakışlarında bir insan değil, bir etiket olarak görülmekti. Tuzla’nın arka sokaklarında yürürken, kendi adını bile fısıldayamıyordu.