Sibel, Prens Adaları’nın en büyüğü olan Büyükada’nın Maden Mahallesi’nde, çam kokulu sokakların dik yokuşunda adımlarını zorlukla atarken, kucağındaki ahşap vitray çantasını poyrazın getirdiği ıslak dalga serpintisinden korumaya çalışıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Cam ve Seramik Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra, 19. yüzyıl sonu mimarisini yansıtan ada köşklerindeki tarihi vitrayların renk haritasını ve kurşun çıta hasar analizlerini çıkaran bağımsız bir koruma projesinde çalışmaya başlamıştı. Ancak projeyi fonlayan kültürel miras vakfı, yönetim kurulundaki anlaşmazlıklar yüzünden bütçeyi kesip atölyeyi bir gecede boşalttı. Sibel, hem aylardır adadaki köşklerden topladığı hassas desen rölöveleriyle tek başına kaldı hem de kurşun lehim ve özel cam analizleri için kiraladığı teknik ekipmanın faturasıyla baş başa bırakıldı.
Kasım ayının sonlarına doğru Marmara Denizi’nden esen dondurucu rüzgâr çam dallarını çatırdatırken, cebinde kalan son biriktirdiği para ile ne yapacağını düşünüyordu. Nizam tarafında kiraladığı küçük oda için ev sahibi kira ödenmediği gerekçesiyle kapının kilidini değiştirmişti. Kucağındaki su geçirmez kılıfta sadece lehim kalemleri, kumpasları ve el çizimi mizanpaj defteri vardı. Saatli Ev’in karşısındaki ısırgan otlarıyla kaplı taş basamağa çöktü. Bütün emeğinin bir anda heba edilmesi içine derin bir sızı olarak oturdu.
Gözyaşlarını rüzgâra teslim edip çantasından çizim bloknotunu çıkardı. Sokak lambasının sarı ışığı altında, ahşap köşkün pencerelerindeki opal camların geometrik kesişimlerini ve kurşun derzlerde oluşan çatlak şemalarını kâğıda dökmeye başladı. Kalem kâğıda her dokunduğunda içindeki kırgınlık mesleki bir tutkuya dönüşüyordu. O sırada sokaktan geçen ve Prens Adaları Mimari Mirası Koruma Kurulu’nu yöneten kıdemli bir konservatör mimar, taşın üzerinde titreyerek pürüzsüz vitray paftası çizen Sibel’i fark etti. Kâğıttaki çizim doğruluğunu ve teknik hakimiyeti gören uzman, genç kadına Ada Köşkleri Vitray Restorasyon Projesi’nde baş uzman çizim koordinatörü olarak çalışma imkânı sağladı. Sibel, Büyükada’nın sessiz sokaklarında İstanbul’un ona yeniden başlama cesareti verdiğini anladı.
Karaköy Bankalar Caddesi’nde Kayıp Neoklasik Taş Oyma ve Cephe Envanteri
Ezgi için İstanbul, Karaköy Bankalar Caddesi’nin devasa taş binalarından yükselen tarih kokusundan ve Galata Köprüsü’ne vuran tramvay seslerinden ibaretti. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Bölümü yüksek lisans mezunuydu; 19. yüzyıl banker binalarının neoklasik ve art nouveau taş oyma cephelerini inceleyen bağımsız bir kentsel arşiv projesinde çalışıyordu. Ancak projeyi yürüten mimarlık stüdyosu, sermaye krizini gerekçe göstererek araştırmayı aniden durdurdu. Ezgi’nin sekiz aydır Karaköy, Voyvoda ve Yüksek Kaldırım hattında topladığı cephe detay çizimleri ve taş deformasyon paftaları kilitli kalan stüdyoda hapsedildi; üstelik lazer mesafe ölçerlerin kiralama faturası Ezgi’nin üzerine yıkıldı.
Gece saat üçte, Kamondo Merdivenleri’nin altındaki ıslak taş basamakta tek başına oturuyordu. Sonbahar yağmuru tarihi basamaklardan süzülüp kabanını ıslatırken, Tophane’de kaldığı pansiyonun ücretini ödeyemediği için eşyalarını tek bir sırt çantasına sığdırıp sokağa çıkmak zorunda kalmıştı. Cebinde sadece ertesi günün vapur parası duruyordu. Karşı yakadaki Haliç’in kapkara sularına bakarken geleceğe dair tüm umutları kararmıştı.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.