Tophane’nin dik ve taş döşeli sokaklarında akşamüstü rüzgârı Boğaz’dan gelen nemli havayı taşırken, Beyoğlu’ndaki Anadolu lisesinin çıkış zili yankılandı. On altı yaşındaki Pelin, okul ceketini sırt çantasına koyup hırkasına sarındı. Sınıf arkadaşlarının Karaköy sahilindeki kafelerde oturma davetlerini geri çevirerek, adımlarını Tophane Çeşmesi’nin arkasındaki gölgeli ara sokakta bulunan tarihi bir taş binanın alt katına doğru hızlandırdı.
Pelin, terzi olan babasının felç geçirmesi üzerine altı ay önce ailenin tek geçim kaynağı haline gelmişti. Dört nüfuslu evin kirası ve babasının her ay tekrarlanan fizik tedavi masrafları bu genç kızın omuzlarındaydı. Lise eğitimini aksatmadan akşamları bu litografi (taş baskı) ve grafik atölyesinde çalışıyordu.
Atölye; ağır kireç taşı blokları, matbaa mürekkebi, gaz yağı ve nem kokan yüksek tavanlı bir yerdi. Görevi; baskıda kullanılacak devasa kireç taşlarını zımpara tozları ve suyla saatlerce ovarak pürüzsüzleştirmek, baskıdan çıkan özel resim kâğıtlarını kurutma askılarına nizami şekilde asmak ve ağır mürekkep merdanelerini temizlemekti. Ağır taş blokları taşımaktan kollarında derman kalmaz, gaz yağı kokusu genzini yakar ve parmakları siyah matbaa mürekkebiyle kaplanırdı.
Pelin’in tek hayali, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Grafik Tasarım okumaktı. Taş zımparalama tezgahının karşısındaki ahşap sütuna sanat tarihi ve geometri formül kartlarını asmıştı. Bir yandan iki eliyle ağır zımpara taşını kireç taşının üzerinde gezdirirken, gözleriyle duvardaki sanat akımlarını takip eder, zihninden problemleri çözmeye çalışırdı. Pres makinelerinin gıcırtısını zihnini odaklamak için bir ritme dönüştürmüştü.
O gece, İtalya’daki bir sergiye gönderilecek yüz parçalık özel taş baskı koleksiyonunun basımı ve ambalajlanması acilen bitirilmek zorundaydı. Atölye sahibi rahatsızlanıp erken ayrılınca tüm sorumluluk Pelin’e kaldı. Saatlerce döküm presin karşısında, mürekkep ve tiner kokusunun ortasında kâğıtları tek tek bastı, kurutup özel tüplere sararak ahşap sandıklara yerleştirdi. Gece saat yarımı gösterdiğinde ambalajlama ancak bitti. Üstü başı siyah mürekkep içinde atölyeyi kilitledi. Tophane tramvay durağına doğru yürürken Boğaz’ın soğuk rüzgârı yüzüne çarptı; ama Pelin, bu koca şehrin zorluklarına rağmen kendi kaderini taş baskı yapar gibi sabırla ve dirençle şekillendirdiğini çok iyi biliordu.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.