Yenibosna Basın Ekspres Yolu’na paralel uzanan devasa fabrikaların arasından dondurucu poyraz eserken, bölgedeki Anadolu lisesinin çıkış zili yankılandı. On altı yaşındaki Bengisu, okul formasının üzerine geçirdiği yıpranmış hırkaya sarındı. Sınıf arkadaşları otobüs durağına doğru yürürken, o adımlarını Yenibosna Sanayi Sitesi’nin arka sokaklarındaki dört katlı bir imalathanenin alt katına doğru hızlandırdı.
Bengisu, tekstil işçisi olan babasının geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalması üzerine ailenin tek geçim kaynağı haline gelmişti. Beş nüfuslu evin kirası ve babasının tedavi masrafları bu genç kızın omuzlarındaydı. Lise eğitimini aksatmadan akşamları bu emprime (kumaş baskı) atölyesinde pozlama ve kalıp temizleme işçisi olarak çalışıyordu.
Atölye; kurutma fırınlarının yaydığı boğucu ısı, pigment boya kokusu, tiner ve kimyasal leke sökücü buharlarıyla kaplı bir yerdi. Görevi; baskıdan çıkan ipek iplikli tahta kalıpları tazyikli sularla yıkamak, boya kalıntılarını tinerli bezlerle temizlemek ve fırından çıkan basılı kumaşları katlayıp sevkiyat kolilerine yerleştirmekti. Saatlerce soğuk suyla kalıp yıkamaktan parmakları hissizleşir, kurutma fırınının karşısında durmaktan yüzü ve gözleri yanardı.
Bengisu’nun tek arzusu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Tekstil ve Moda Tasarımı okumaktı. Kalıp yıkama tezgahının karşısındaki ahşap panoya Sanat Tarihi ve YKS Türkçe paragraf özet kartlarını asmıştı. Bir yandan iki eliyle tazyikli su tabancasını kalıba tutarken, gözleriyle duvardaki akım özelliklerini takip eder, zihninden paragraf sorularını çözmeye çalışırdı. Fırın fanlarının çıkardığı ritmik gürültüyü zihnini odaklamak için bir araç haline getirmişti.
O gece, ertesi sabah yurtdışına ihraç edilecek beş bin adet ipek eşarp ve baskılı kumaşın kalıp temizliği ve ambalajlanması acilen bitirilmek zorundaydı. Atölye sorumlusu rahatsızlanıp erken ayrılınca tüm yük Bengisu’ya kaldı. Saatlerce kimyasal buharların ve fırın sıcaklığının ortasında kalıpları yıkadı, kumaşları metre metre kontrol edip kutuladı. Gece saat yarımı gösterdiğinde ambalajlama ancak bitti. Üstü başı boya ve tiner kokar halde atölyeyi kilitledi. Yenibosna durağına doğru yürürken esen soğuk rüzgâr yüzüne çarptı; ama Bengisu, bu koca şehrin zorluklarına rağmen kendi geleceğini ipek gibi sabırla ve dirençle dokuduğunu çok iyi biliyordu.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.