Ezgi, endüstriyel akustik ve yapısal titreşim analizi üzerine çalışan, dev kule vinçlerin ve ağır sanayi makinelerinin çevre yapılardaki betonarme yorulmasına etkisini inceleyen yirmi dört yaşında bir inşaat mühendisiydi. Kartal’daki kentsel dönüşüm alanlarının ve eski fabrika arazilerinin göbeğinde veri toplayabilmek için Kordonboyu Mahallesi’nde, tren yoluna bakan prefabrik bir şantiye konteynerinde yaşamaya başladı.
Ezgi’nin mücadelesi; yüksek hassasiyetli ivmeölçerlerin (akselerometre) ve frekans kayıt cihazlarının yüksek kiralama bedelleri ile şantiye alanlarının tozlu ve zorlu koşullarıydı. Akademik projesine bütçe bulamadığı için gündüzleri Kartal sahilindeki balık restoranlarında komilik yapıyor ve ağır servis tepsilerini taşıyor, gece yarısı ise buz gibi rüzgarda dev vinçlerin ayaklarına inip titreşim sensörlerini bağlıyordu. Kaldığı konteynerin sac duvarları kışın Boğaz ve Marmara poyrazını doğrudan alıyor, içerideki soğuk cihaz pillerinin hızla tükenmesine neden oluyordu.
Kırılma noktası, Yapı Denetim Kurulu’na sunacağı "Yüksek Yapılarda Rüzgar ve Titreşim Dayanımı" başlıklı teknik raporun teslim gününden bir gece önce yaşandı. Sanayi Caddesi’nde yapılan altyapı çalışması sırasında kepçenin şantiye panosunu koparmasıyla tüm hattın elektriği kesildi. Konteynerdeki ısı derecesi sıfırın altına düştü ve sensörlerden canlı veri aktaran ana bilgisayar kartı donarak kilitlendi.
Ezgi, karanlık ve buz gibi konteynerde çaresiz kalmayı reddetti. Cihazları ve hassas veri kartlarını sırt çantasına yükleyerek yürümeye başladı. Marmaray Kartal İstasyonu’nun kapalı ve korunaklı alt geçidine sığındı. Güvenlik personeliyle konuşarak istasyonun acil durum prizinden aldığı elektrikle bilgisayarını çalıştırdı. Sabaha kadar beton zeminde oturarak eksik frekans grafiklerini baştan kurguladı ve raporu kurula zamanında ulaştırdı. İstanbul’un karanlık şantiyeleri ve dondurucu rüzgarı onun mühendislik azmini kıramamıştı.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.