Karaköy’ün nemli deniz kokusuyla karışık balık kokulu rüzgârı yüzüne vururken, Elif elindeki kalın klasörü göğsüne bastırmış hızlı adımlarla yürüyordu. Bu kez hayat mücadelesi Galata’nın taş sokaklarında değil, Tarihi Yarımada’nın o karmaşık ve yorucu temposunda, Kapalıçarşı ile Eminönü arasındaki dar hanlarda veriliyordu.
Elif, İstanbul Üniversitesi’nde Tarih okuyan ve geçimini sağlamak için turistlere rehberlik yapmaya çalışan yalnız bir genç kızdı. Babasının vefatından sonra annesinin memleketteki ilaç masraflarını karşılamak tamamen onun omuzlarına kalmıştı. Ancak sezon sonu geldiği için turlar bıçak gibi kesilmiş, elindeki son birikim de Kadıköy’deki küçük öğrenci evinin kirasına gitmişti.
O sabah, Kapalıçarşı’daki eski bir gümüşçü hanında antika tercümanlığı ve katalog düzenleme işi bulma umuduyla yola çıkmıştı. İçeride, yüzlerce yıllık ahşap gıcırtıları arasında kaybolmuş Sahtepazar Hanı'na girdi. Hanın kasvetli ve loş koridorları, genç kızın içindeki çaresizliği daha da derinleştiriyordu. İşi almak zorundaydı; aksi takdirde haftaya hem okul harcını ödeyemeyecek hem de evsiz kalacaktı.
Hanın en üst katındaki dükkâna ulaştığında, ustalardan biri eline Osmanlıca ve Fransızca yazılmış çok eski bir tapu senetleri rulosu tutuşturdu. "Bunları akşama kadar günümüz Türkçesine çevirip dökümünü çıkarırsan haftalık yevmiyeni veririz, yoksa kapı orada" dediler.
Elif, hanın ortasındaki küçük avluya bakan soğuk bir taş basamağa oturdu. Yanında ne doğru düzgün bir sözlük vardı ne de bilgisayarı. Zaman hızla akıyor, Eminönü’nden yükselen vapur düdükleri akşamın yaklaştığını haber veriyordu. Parmakları soğuktan donmak üzereyken, metindeki terimleri çözmek için saatlerce uğraştı. Gözleri yorgunluktan kan çanağına dönmüştü, üstelik çevirinin son sayfasına geldiğinde mürekkep tamamen silinmiş durumdaydı.
Başarısızlık hissi bir balyoz gibi tepesine indi. Tam kâğıtları toplayıp pes edecekken, hanın emektar çaycısı yanında dumanı tüten bir bardak çayla çıkageldi. Yaşlı adam, Elif’in çaresizliğini fark edip gülümsedi ve tabağın kenarına eski, yıpranmış bir Osmanlıca-Türkçe lügat bıraktı. "Bu hanın taşı toprağı sabırla işlenmiştir kızım," dedi. "İsteyen o yazıyı çözmesini de bilir, bu şehre kök salmasını da."
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.