Kartal sabahları rüzgârlı olurdu. Denizden gelen keskin hava, sahil yolunda yürüyen insanların yüzünü serinletir, binaların arasında yankılanırdı. Şehir hem kalabalık hem de mesafeliydi. Herkes bir yere yetişiyor, kimse kimseye www.anadoluescortlari.com uzun uzun bakmıyordu. Bu durum, Sibel için hem avantaj hem de yalnızlıktı. Yirmi üç yaşındaydı ve Kartal’ın bu kayıtsızlığına tutunarak yaşamayı öğrenmişti.
Sibel, Kartal’ın eski mahallelerinden birinde, dar merdivenli bir apartmanın ikinci katında kalıyordu. Evin duvarları sararmış, pencereleri zor kapanıyordu. Deniz manzarası yoktu ama akşamüstleri martı sesleri duyulurdu. Eve her döndüğünde kapıyı kilitler, bir süre ayakta beklerdi. Günün yükünü kapının dışında bırakmak ister gibi… Ama yükler kapının önünde kalmazdı hiçbir zaman.
www.anadoluescortlari.com
İstanbul’a gelişinin üzerinden üç yıl geçmişti. Küçük bir şehirde büyümüş, genç yaşta çalışmaya başlamıştı. Ailesiyle bağları kopmamıştı ama mesafe artmıştı. “Yakında düzelir” diyerek çıktığı yol, onu beklemediği yerlere sürüklemişti. Önce bir mağazada çalışmış, sonra bir kafede. Kazandığı para ne kiraya ne borçlara yetmişti. Zamanla, çaresizlikle alınan kararlar bir zincir gibi birbirine eklenmişti.
www.anadoluescortlari.com
Kartal’ın geceleri Sibel için bambaşkaydı. Sahil yolundaki ışıklar, arka sokaklardaki karanlıkla keskin bir tezat oluştururdu. İnsanlar onu çoğu zaman fark etmezdi; bazılarıysa fazla dikkatli bakardı. İki durum da canını acıtıyordu. En zor olanı ise, kendini anlatamamak değil, anlatacak bir yer bulamamaktı.
Gündüzleri uyumaya çalışırdı ama zihni çoğu zaman uyanık kalırdı. Geçmişini düşünür, “Bir yerde farklı davransaydım her şey değişir miydi?” sorusunu kendine sorardı. Aynanın karşısında durduğunda, hâlâ genç olduğunu görmek onu hem sevindirir hem de üzerdi. Çünkü gençliğin bu kadar ağır yaşanmaması gerektiğini düşünürdü.
www.anadoluescortlari.com
Sibel’in kendine ait küçük kaçışları vardı. Sabah erken saatlerde Kartal sahiline inerdi. Balık tutanları izler, denizin yüzeyindeki dalgaları sayardı. Çantasından küçük bir defter çıkarır, bazen sadece tarih atardı. Yazacak kelime bulamadığı günler de olurdu. Ama o defter, hâlâ kendine ait bir şeyler olduğunu hatırlatırdı.