Tuzla’da sabahlar erken başlardı. Tersaneden gelen metal sesleri, ağır yağ kokusu ve kamyonların gürültüsü semtin ritmini belirlerdi. Deniz vardı ama çoğu insan için manzara değil, sadece arka plandaki bir ayrıntıydı. Sibel, bu seslerin ve kokuların arasında hayatta kalmaya çalışanlardan biriydi.
Sibel yirmi dört yaşındaydı. Çocukluğu İstanbul’un kıyısında ama imkânların çok uzağında geçmişti. Babası yıllarca tersanelerde çalışmış, bir iş kazasından sonra eve kapanmıştı. Annesi ise hastalıklarla mücadele ediyordu. Evdeki yük erken yaşta Sibel’in omuzlarına binmişti. Okulu severdi, hatta öğretmeni onun için “okursa iyi yerlere gelir” demişti. Ama hayat, ders kitaplarından daha sertti. On yedi yaşında okulu bırakıp çalışmaya başladı.
www.anadoluescortlari.com
Önce bir atölyede, sonra bir lokantada çalıştı. Uzun saatler, düşük ücretler… Tuzla’da kiralar arttıkça Sibel’in kazancı yerinde sayıyordu. Borçlar birikmeye başladığında, geceleri uyuyamaz olmuştu. Evden gelen telefonlar, ilaç paraları, kesilen faturalar… Hepsi üst üste biniyordu. Yardım isteyebileceği kimse yoktu; herkes kendi derdindeydi.
www.anadoluescortlari.com
Bu hayata sürüklenmesi bir anda olmadı. Önce “bir kere” dedi. Sonra “sadece borçlar bitene kadar.” Kendine söylediği her cümle, bir öncekini www.anadoluescortlari.com biraz daha boşa çıkarıyordu. Sibel, yaptığı şeyin yanlış olduğunu biliyordu ama yanlışlar bazen insanı ayakta tutan tek seçenek gibi görünüyordu. En zor olan da buydu.